Ana Sayfa | Site Haritası | İletişim   
Genç Hacılar|Hac|Hac İlmihali|Hac Duaları|Umre|Peygamberimiz|Kur`an-ı Kerim
 
Ziyaret Mekanları

Mekke

Kâbe

Mekke’de Mescid-i Haram'ın ortasında yer alan Kâbe sözlükte "dört köşeli, küp şeklinde nesne" demektir. Kur'an-ı Kerim'de iki defa zikredilen Kâbe adının yanında bu kutsal mabed için "beyt" (ev), "beytullah" (Allah'ın evi), "el-beytü'l-atik" (en eski ev), “el-beytü'l-ma'mur" (mamur ev), "el-beytu'I-haram" ve "el-beytü'l-muharrem" (korunmuş, dokunulmaz, saygı duyulan ev) isimleri de kullanılır. Bunların dışında pek çok adın verildiği Kâbe için tarih boyunca ve Türk kültüründe "yüce tutulan, saygı gösterilen" anlamındaki sıfatla birlikte "Kâbe-i Muazzama" terkibi en çok tercih edilen isim olarak öne çıkar.

Dünyanın kendi etrafında dönüşü gibi insanlar yaptıkları tavafla Kâbe’nin etrafında, melekler de semada Beytülma'mur'un etrafında dönerler Hz. Peygambere mi'rac sırasında gösterilen Beytülma'mur, yedinci semada, bir gelen bir daha gelmemek üzere her gün 70.000 meleğin ziyaret edip ibadette bulunduğu bir mabeddir.1

Kâbe’nin merkezinden dört köşesine (rükn) çekilecek hatlar yaklaşık olarak dört ana coğrafi yönü gösterir. Bunlardan doğu yönünü gösteren köşeye Rüknühacerülesved, güneyi gösteren köşeye Rüknülyemani, batıyı gösteren köşeye Rüknülgarbi (Rüknüşşami), kuzeyi gösteren köşeye de Rüknülıraki denilir. ResûI-i Ekrem aleyhisselatu vesselam, Rüknülyemani ile Hacerülesved'i istilam etmiş ve bazen de elini sürerek öpmüş ve “Rüknülyemani ve Hacerülesved'e dokunmak günahları siler” buyurmuştur.2 Kâbe’nin merkezinden duvarların ortasına çizilecek dikey çizgiler de yaklaşık olarak kuzeydoğu, kuzeybatı, güneydoğu ve güneybatı yönlerini gösterir.

Kâbe’nin ilk defa ne zaman ve kimin tarafından yapıldığı hususunda ihtilaf vardır. “Şüphesiz âlemlere bereket ve hidayet kaynağı olarak insanlar için kurulan ilk ev -mabed- Mekke'dekidir"3 mealindeki ayet ile Hz. İbrahim’in Mekke'deki faaliyetleri ve haccı ilan etmesiyle ilgili ayetler 4, Kâbe’nin Hz. İbrahim’den önce mevcut olduğuna işaret etmektedir. Hz. İbrahim oğlu İsmail ile birlikte Kâbe’yi harçsız olarak üst üste konulan taşlardan, biri şimdiki kapının yerinde diğeri onun karşısında olmak üzere yer hizasında iki kapılı ve üstü açık olarak inşa etmişti.

Kâbe’nin Hz. İbrahim’den sonra kaç defa tamir veya inşa edildiği hususunda kesin bilgiler yoksa da bu faaliyetler içerisinde en dikkat çekeni, Mekke ve Kâbe tarihi açısından olduğu kadar Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam'ın şahsiyeti açısından da büyük ehemmiyet taşıyanı 605 yılında Kureyş tarafından gerçekleştirilenidir. Hz. Muhammed aleyhisselatu vesselam amcası Abbas ile birlikte taş taşıyarak bu faaliyete bizzat katılmış ve Hacerülesved’i yerine koyma şerefini paylaşamayan Kureyş kabileleri arasında hakemlik yaparak muhtemel bir çatışmayı önlemiştir. Daha sonra Abdullah b. Zübeyr’in halifeliğini ilan etmesi üzerine Emevi ordusunun Mekke'ye saldırısı sırasında (64/683) Kabe tahrip olduğundan Abdullah b. Zübeyr yeniden inşa ettirmiş, bu sırada Kureyş'in tamirinden önceki hali gibi Hicr'i Kabe'ye dâhil etmiş ve mevcut kapının tam karşısına ikinci bir kapı açtırmıştı. Bundan bir süre sonra şehre gelen Emevi Valisi Haccac, Halife Abdülmelik b. Mervan'ın onayı ile Kâbe’de bazı değişiklikler yaparak Hicr'i tekrar dışarıda bıraktı ve ikinci kapıyı da kapattırdı.

XVII. yüzyıla gelinceye kadar bazı tamirler dışında önemli bir imar faaliyetine ihtiyaç duyulmamıştır. Bu yüzyılda önce I. Ahmed zamanında kapsamlı bir onarım yapılmış (1612); IV. Murad zamanında şiddetli bir sel ve fırtınaya maruz kalan Kâbe’nin duvarları yıkıldığı için orijinalitesi zedelenmeden yaklaşık altı ay içinde yeniden inşa edilmiştir (1631). Şu anda mevcut olan bina da, bu tarihte inşa ve tamiri yapılandır; ancak 1997'de Suudi hükümeti tarafından altı ay süren kapsamlı bir tamirat gerçekleştirilmiş, binanın iç duvarının taşları numaralandırıldıktan sonra sökülerek kuvvetlendirilmiş ve dış duvarda taşlar arasında bulunan açıklıklar giderilmiştir.

Yaklaşık 1,5 m. genişliğindeki temeller üzerine inşa edilen Kâbe’nin dıştan dışa 10,70 x 12 m. ölçüsünde ve 15 m. yüksekliğinde olan duvarları 1,25 m. kalınlığında olup, dış yüzlerinde Mekke'nin çevresindeki dağlardan getirilen bazalt parçalardan oluşan değişik boyutlarda 1614 adet taş yer alır. Değişik zamanlarda yapılan inşa ve tamiratlar esnasında bu taşlar hiçbir zaman kullanılamaz hale gelmeden değiştirilmemiş ve taşlar numaralandırılarak tekrar eski yerlerine konmuştur.

İçi dört köşe bir oda görünümünde olan Kâbe’nin Rüknülıraki köşesinde dama çıkılan merdiven ve önünde "tövbe kapısı" adı verilen bir kapı yer alır. Taban mermer döşeli, duvarlar 2 m. yüksekliğine kadar mermer kaplamalıdır. Yapılan onarımlar ve yeniden inşalarla ilgili olarak batı duvarına beş, doğu ve kuzey duvarlarına birer kitabe yerleştirilmiştir. Tabanın ortasında, Abdullah b. Zübeyr zamanından kalma güney-kuzey yönünde dizilmiş üç sütun direk vardır Tavan ve duvarlar, yukarıdan mermer kaplamalara kadar inen çepeçevre kırmızı atlastan yapılmış bir perde ile örtülüdür. Tavan ile dam arasında 1,33 m. yüksekliğinde bir açıklık vardır. Kâbe’nin içerisine girilince merdiven sağ tarafında bulunur. Kâbe’nin üzerine çıkılan bu kırk sekiz basamak ve sekiz sahanlığı bulunan merdiven Rüknüşşami'nin karşısında dörtgen bir şekil arz eder. Beytullah'ın iç zeminine döşenen mermerler otuz altı adet olup beyaz, kırmızı ve yeşilden müteşekkildir. Bunlardan dört adedi yeşil olup Kâbe’nin iki duvarı ile direkler arasındadır. Kâbe kapısının eşiğine döşenmiş yeşil ve kırmızı renkte iki adet mermer daha bulunmaktadır.

ResûI-i Ekrem aleyhisselatu vesselam Mekke'nin fethini müteakip, Kabe'nin içinde yer alan şirk alametlerinin ortadan kaldırılmasından sonra içine girerek iki rek'at namaz kılmıştır.5 Aynı uygulamayı Veda haccında da tekrarlamış ve “Kâbe’ye giren kimse günahları bağışlanmış olarak çıkar” buyurmuştur.6 Bazı rivayetlerde ise, ResûI-i Ekrem aleyhisselatu vesselam'ın Kâbe’ye girerek Allah'a hamd ve senada bulunduğu, duvarlarına alnını ve yanağını sürdüğü, dua ve istiğfar ettiği, her köşesine giderek tekbir, tehlil ve tesbihte bulunduktan sonra namaz kılmadan dışarı çıkıp Kâbe’nin ön tarafında iki rek'at namaz kıldığı ve “Bu kıbledir” dediği nakledilmektedir.7

Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam şöyle buyurur: "Semanın kapılarının açıldığı ve duaların kabul edildiği dört zaman vardır. Bunlar, müminlerin Allah yolunda düşmanla karşılaştıkları, yağmurun yağdığı, namaz kılındığı ve Kabe’nin görüldüğü anlardır"8 Diğer bir hadisinde de "Allah bu ev için her gün 120 adet rahmet indirir. Bunun altmışı tavaf edenler, kırkı namaz kılanlar, yirmisi de ona bakanlar içindir" buyurmuştur.9

♦ Kâbe Kapısı

Kâbe’nin kuzeydoğu duvarında Hacerülesved'e 2 m. mesafede ve yerden 1,92 m. yükseklikte kapısı yer alır. Kâbe Hz. İbrahim tarafından inşa edildiğinde kapı yeri boş bırakılmıştı; dolayısıyla ilk kapıyı kimin taktığı bilinmemekte. Ancak Cürhümlüler veya Himyeriler'in yaptırdığı rivayet edilmektedir. Kureyşliler 605'te Kâbe’yi yeniden inşa ettiklerinde daha önce yer seviyesinde iki adet olan kapı yerini teke indirerek yerden yaklaşık 2 m. yükseğe koymuşlar ve tek kanatlı bir kapı takmışlardı. Kâbe’nin kaldırılan kapısı şimdiki kapının simetrisinde yer alıyordu. Kâbe’nin kapısı ilk defa Halife I. Velid tarafından altın levhalarla kaplattırıldı (711-712). Kâbe’nin kapısı veya kaplamaları halife, sultan ve devlet adamları tarafından ya tamamen değiştirilmiş ya da yenilettirilmiştir.

Kâbe’nin kapısının üzerinde yer alan örtünün ilk defa ne zaman kullanılmaya başlandığı kesin olarak bilinmemektedir. Bu örtüye ait kayıtlar ilk defa Memlükler'in kadın hükümdarı Şecerüddür (Ö.1258) tarafından gönderilmiş olduğu şeklindedir ve meşhur gezgin İbn Battûta bu örtüyü gördüğünü kaydetmektedir. Memlükler zamanında siyah ve mavi ipekten, Osmanlılar döneminde ise uzun bir süre yeşil, daha sonra siyah atlastan yapılmıştır. Birbirine tutturulmuş dört parçadan oluşan bugünkü altın ve sırmalarla bezenmiş kapı örtüsü, 7,5 x 4 m ebadında olup üzerinde bazı ayetler yer almaktadır.

♦ Hacerülesved

Kâbe’nin doğu köşesinde yerden 1,5 m. yükseklikte, gümüşten bir mahfaza içinde tavafın başlangıç ve bitiş noktasını belli eden Hacerülesved bulunur Arapça’da, “siyah taş” anlamına gelen Hacerülesved yaklaşık 30 cm. çapında ve yumurta biçiminde siyaha yakın koyu kırmızı renktedir. Hacerülesved Hz. İbrahim tarafından Kâbe’nin inşası esnasında tavafın başlangıç noktasını belirlemek amacıyla yerleştirilmiştir. Kâbe’nin zaman içinde sel ve yangın gibi çeşitli afetlere, ayrıca insanların saldırılarına maruz kalmasının sonucunda Hacerülesved'de bazı hasar ve parçalanmalar meydana gelmiş, ancak her defasında bu parçalar büyük bir titizlikle yerlerine yapıştırılarak korunmaya çalışılmıştır. 930 yılında Karmati lideri Ebu Tahir el-Cennabi Mekke'de yaptığı katliam ve yağma sırasında Hacerülesved'i yerinden sökerek Hecer’e götürmüştür. Böylece Kâbe yaklaşık yirmi yıl boyunca (930-951 yılları arası) Hacerülesved'den mahrum kalmış, ancak hacılar tavaf sırasında Hacerülesved mevcutmuş gibi bulunduğu yeri istilam ederek tavaflarını yapmışlardır.

Tavafa başlama noktasını gösterme şeklindeki pratik faydası yanında, Hacerülesved'in aynı zamanda sembolik bir anlamı da mevcut olup bununla ilgili birçok rivayet nakledilmektedir. Bunlar arasında, Cenab-ı Hakk'ın bezm-i elestte bütün insanlardan kendisini rab olarak tanımaları yönünde aldığı sözü 10 içinde taşıdığı ve buna uyanlar lehinde kıyamet günü şahitlik yapacağı;11 Hacerülesved'e dokunan kimsenin Rahman'ın eline dokunmuş gibi olduğu;12 Hacerülesved'in yeryüzünde Allah'ın sağ eli olduğu ve kullarıyla onun vasıtasıyla musafaha ettiği, Hacerülesved'e dokunanın Allah’a biat etmiş olacağına dair rivayetler 13 sayılabilir.

ResûI-i Ekrem aleyhisselatu vesselam bir defasında dudaklarını Hacerülesved'in üzerine koyarak uzun süre ağlamış, daha sonra dönüp Hz. Ömer’in de ağladığını görünce şöyle demiştir: “Ey Ömer! Gözyaşları burada dökülür”14 İbn Abbas, Allah’ın kıyamet günü Hacerülesved'i getireceği ve onun da hak üzere kendisini istilam edenlere şahitlikte bulunacağını rivayet etmektedir.15 Hz. Ömer Hacerülesved’le ilgili olarak, "Allah'a and olsun ki, senin zarar veya fayda vermeyen bir taş olduğunu biliyorum; eğer Resûlullah'ı seni istilam ediyor görmeseydim, ben de seni istilam etmezdim" ve "Resûlullah'ı seni öperken görmeseydim seni öpmezdim" şeklindeki sözleriyle Hacerülesved'in İslam kültürü içindeki önemine işaret etmiştir.16

♦ Makam-ı İbrahim

Mescid-i Haram'ın içerisinde Kâbe’ye yaklaşık 15,40 m, uzaklıkta, üzerinde Hz. İbrahim’in ayak izleri olarak kabul edilen 1 cm. arayla iki çukurun bulunduğu ve Kâbe’nin inşası sırasında Hz. İbrahim’in Üzerine çıkıp iskele olarak duvar örmek ve insanları hacca davet etmek için kullandığı taşa Makâm-ı İbrahim adı verilir. Çok hafif sarı ve kırmızı karışımı beyaza yakın bir rengi olan taşın kalınlığı 20 cm. olup kenar uzunluklarından biri 38, diğerleri 36'şar santimetredir. Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam “Rükn (Hacerülesved) ve Makâm-ı İbrahim cennet yakutlarından iki yakuttur. Eğer Allah onların aydınlıklarını (ziyasını) gidermemiş olsaydı doğu ile batı arasını sürekli aydınlatırlardı” buyurmuştur.17

Zaman zaman seller yüzünden Kâbe’nin duvarına kadar sürüklenen Makâm-ı İbrahim'in, Hz. İbrahim zamanından itibaren bugünkü yerinde bulunduğuna dair rivayetler yanında, Hz. Ömer zamanında yine Kâbe duvarının dibine kadar sürüklendiği yahut aslında Kâbe duvarına bitişik olduğu, ancak tavafı engellediği için halife tarafından bugünkü yerine getirildiği kaydedilmektedir.

Makâm-ı İbrahim tabiri Kuran-ı Kerim'de iki yerde geçer. Bunların birinde Allah'a ibadet amacıyla yapılan ilk mabedin Kâbe olduğu bildirildikten sonra orada apaçık nişaneler işaretleri ve İbrahim’in makamı bulunduğu belirtilir.18 Hz. Ömer’in Makâm-ı İbrahim’in özellikle namaz kılınacak bir yer olmasını dilemesi üzerine nazil olduğu rivayet edilen 19 diğer ayette ise Makam-ı İbrahim’in namazgâh edinilmesi istenir.20 ResûI-i Ekrem aleyhisselatu vesselam, Veda haccında Kâbe’yi tavaf ettikten sonra Makâm-ı İbrahim’in arkasında iki rek'at namaz kılmış ve ilk rek'atında bu son ayeti okumuştur.21 Ardından da Zemzem Kuyusu'na giderek suyundan içmiştir.

♦ Altın Oluk

Kureyşliler 605 yılında Kâbe’yi inşa ederken kuzeybatı duvarına tavanda biriken suların Hicr'e akması için bir oluk (mizab) koydular. Kâbe’nin oluğu ilk defa Emevi Halifesi I. Velid'in emri ile Mekke Valisi Halid b. Abdullah tarafından altınla kaplattırıldı ve bundan sonra altın oluk adıyla anılmaya başlandı. Altın oluk bundan sonra birçok defa yenilendi. Kanuni Sultan Süleyman 1553 yılında gümüş levha ile kaplı bir oluk gönderdi; eskisi de muhafaza edilmek üzere İstanbul’a getirildi. Bundan sonra Kâbe’nin oluğu bir süre "gümüş oluk" adıyla anıldı. Sultan I. Ahmed 1612 yılında iyice yıpranan Kâbe duvarlarını takviye için hazırlattığı dışı gümüş, üzeri altın kaplı demir kuşaklarla birlikte Mekke'ye gönderilen gümüş üzerine altın kaplı oluk yerine konularak eskisi İstanbul’a getirildi ve mizab-ı rahmet yeniden altın oluk adıyla anılmaya başlandı. Kâbe’nin bazı duvarlarının yıkıldığı 1630'daki sel sırasında enkaz arasında bulunan ve yerine konulan oluğu I043'te (1633-34) IV. Murad yeniden altınla kaplattırdı. 1273 yılında (1856-1857) Sultan Abdülmecid eskiyen bu oluğun yerine yenisini gönderdi; bu altın oluk da 1997'deki tamiratta yenilendi.

Kıble Mescid-I Aksa'dan Kâbe’ye çevrildiğinde Mescid-i Nebevi'nin kıblesi tam oluğun bulunduğu tarafa isabet etmişti. Bundan dolayı burası Resul-i Ekrem aleyhisselatu vesselam'ın kıblesi olarak meşhur olmuş ve buradan Kâbe’ye yönelmek adet haline gelmiştir. "Hayırlı insanların içeceğinden için, seçkinlerin namazgâhında namaz kılın" diyen İbn Abbas'a bunların ne olduğu sorulduğunda, "Hayırlıların içeceği zemzem, seçkinlerin namazgâhı da oluğun altıdır" diye cevap vermiştir.22 Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam'ın tavaf sırasında oluğun altına geldiğinde, "Allahım! Senden ölüm anında rahatlık, hesap anında da af dilerim" diye dua ettiği bilinmektedir.23 Hac ile ilgili bazı kitaplarda oluğun altında yapılan duaların mutlaka kabul edileceğine dair hadisler nakledilir.24

♦ Mültezem

Hacerülesved ile Kâbe kapısı arasında kalan 2 metrelik kısma "Mültezem" (sıkı sıkıya yapışılan yer) adı verilir. Bazı hadislerde mültezemin duaların kabul edildiği mübarek bir yer olduğu belirtilmiş (25). Hz Peygamber aleyhisselatu vesselam ile sahabe ve tabiinden birçok kimsenin burada dua ettiği nakledilmiştir (26). Abdullah b Amr b. As, Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam'ın mültezeme gelerek göğsünü, yüzünü ve ellerini açarak oraya yapıştırdığını ve o şekilde dua ettiğini rivayet etmektedir.27 Ancak izdihamdan dolayı günümüzde başkalarına eziyet etmeden bunun yapılmasına imkân yoktur. Bu sebeple mültezemin karşısında durularak dua edilmesi daha uygundur.

Mültezemin simetriği olarak Rüknülyemani ile batı duvarı üzerinde Abdullah b Zübeyr’in açtığı ve daha sonra Haccac b. Yusuf'un kapattığı kapı arasında kalan kısma da "Müstecâr" (günahların bağışlanması için sığınılan yer) adı verilir. Buraya duaların kabul edildiği yer anlamında "Müstecab" denildiği de bazı kaynaklarda zikredilir. Bir rivayete göre Cenab-ı Hak, Hz. Âdem’in tövbesini Rüknülyemani ile Kâbe’nin arka kapısı arasındaki bu yerde 28, diğer bir rivayete göre ise mültezemde 29 kabul etmiştir.

Ebu Hüreyre'den nakledilen bir hadiste Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam Rüknülyemani’de yetmiş bin (bir rivayete göre yetmiş) melek görevlendirildiğini ve orada, “Allahım! Senden dünyada da ahirette de af ve esenlik dilerim; Rabbimiz, bize dünyada da ahirette de güzellik ihsan et ve bizi cehennem azabından koru” diye dua edilince bu meleklerin "Âmin!" dediklerini haber vermiştir.30

♦ Şâzervan

Kâbe’nin temelleri, tavaf alanı (metaf) yüzeyinden 22-27 cm. arasında değişen yükseklikte yukarı çıkmış ve duvarlar 25 cm. kadar içeriden başlatılarak temellerin dışarıda kalan kısmının üzeri 45 derece meyilli mermer levhalarla kaplanmış duvarlarla birleştirilmiştir. Yanları da mermer kaplama olan ve "Şâzervân" adı verilen bu kısımda Kabe örtüsünü tutturmak için bakır veya pirinçten halkalar konulmuştur. Şâzervân Hicr tarafındaki kuzeybatı duvarı hariç, Kâbe’nin diğer üç cephesinde vardır.

♦ Hicr

Kâbe’nin kuzeybatı duvarının önünde iki ucu Rüknüşşami ile Rüknülıraki’den 2 m. kadar mesafede olan ve "Hatim" adı verilen yarım daire şeklinde 1,31 m. yüksekliğinde duvarla çevrili olan ve Kâbe’den ayrılmış olmakla birlikte onun bir parçası olan kısma "Hicr" veya "Hicru İsmail" adı verilir. Burası başlangıçta Kâbe’ye dâhil idi ve 605 yılındaki yeniden inşası esnasında Mekkeliler ellerindeki malzemenin, Hz. İbrahim'in temelleri üzerine yapılacak inşaatı tamamlamaya yetmeyeceğini anlayınca binanın daha küçük tutulmasına karar verdiler; Hicr adı verilen yeri göğüs hizasında bir duvarla (Hatim) çevirerek Kâbe’nin dışında bıraktılar ve Kâbe’den olduğu anlaşılsın diye burayı taşla döşediler. Nitekim Hz. Aişe, Kâbe’ye girip namaz kılmak istediğini söylediğinde Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam'ın onu elinden tutarak Hicr'e soktuğu, "Kâbe’ye girmek istersen burada namaz kıl, çünkü o Kâbe’den bir parçadır" buyurduğu bilinmektedir.31

Emeviler'den iktidara gelen Yezid b. Muaviye'ye biat etmeyerek Hicaz'a 9 yıl 22 gün hâkim olan Abdullah b, Zübeyr burayı Hz, İbrahim’in temellerini esas alarak Kâbe’ye dâhil etti (684). 692 yılında Mekke'ye girerek Abdullah b. Zübeyr'i ortadan kaldıran Haccac b. Yusuf, Halife Abdülmelik b. Mervan'ın onayını alarak Hicr'i tekrar eski haline getirdi.

♦ Kâbe'ni Örtüsü

Kâbe’nin dört duvarı üstüne içten ve dıştan örtü asılması eski bir gelenek olup bu uygulamanın ilk defa ne zaman yapıldığı hususunda farklı rivayetler vardır. Bu konuda Hz. İsmail, Yemen tübba'larından Ebu Kerb veya Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam'ın büyük dedesi Adnan'ın adları zikredilmektedir. Dıştan dam korkuluğunun kenarlarında bulunan demir halkalarla çatıya, şazervan üzerindeki bakır halkalarla tabana tutturulan kisvenin altın oluk, Hacerülesved, Rüknülyemani'nin aşağı kısmı ve kapı hizalarına gelen yerleri kesiktir. Kapıya ise çok güzel bir şekilde işlenmiş diğerinden bağımsız bir kisve örtülür. Cahiliye döneminde kumaşın yanı sıra bazen deriden de mamul olan örtüyü kabileler veya şahıslar yaptırabiliyor, ancak bu görev genellikle Mekkelilerin ortak girişimiyle yerine getiriliyordu. Kâbe’ye örtülen kisveler eskiyinceye kadar indirilmeyip yerinde bırakılır, yeni gelen örtü onun üstüne asılırdı. Bu arada hac için Mekke'ye gelenler de beraberlerinde getirdikleri örtüleri Kâbe’ye asabilirlerdi. Böylece Kâbe üzerinde üst üste asılmış pek çok örtü bulunur, bazen bunlar bina için tehlike arz edecek hale gelirdi. Kâbe’nin bakımı, kapısının ve anahtarlarının muhafazası görevi demek olan hicabe hizmeti Beni Şeybe'ye geçince eski örtüler genellikle parçalara ayrılarak Mekke halkına ve hacılara dağıtılmaya veya satılmaya başlandı.

İslami dönemde Kâbe’nin örtüsü halife, önemli bir hükümdar veya devlet adamı ya da Mekke valisi tarafından yaptırılırdı; bu uygulama Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam ve dört halife tarafından da gerçekleştirilmiştir. Bu dönemde Cahiliye'de de olduğu gibi her yıl kisvenin değiştirilmesi âdeti yoktu; ancak değiştirme işi aşura gününde gerçekleştirilirdi. Kâbe hizmetleri ve örtüsü için hazineden tahsisat ayırma Hz. Ömer'le birlikte başladı. Emeviler döneminde hicabe görevini sürdüren Şeybe b. Osman, Muaviye b. Ebu Süfyan'a bir mektup yazarak Kâbe’nin üzerindeki örtülerin miktarının arttığını, önlem alınmazsa mabed’in zarar görebileceğini bildirdi. Bunun üzerine Muaviye Hz. Ömer zamanından itibaren Mısır’da yaptırılan beyaz keten (kabati) örtünün yanında kırmızı ipek (hibre) örtüyü Mekke'ye gönderdi. Önceleri Dımaşk'ta, daha sonraları ise Horasan'da yapılan ve her yıl değiştirilen kisvenin 10 Muharrem aşura günü kırmızı, 27 Ramazan'da beyaz olanının asılması adet oldu. Abdülmelik b. Mervan zamanından itibaren ipek örtüler önce Medine'ye gelir, Mescid-i Nebevi'de bir gün sergilendikten Sonra Mekke'ye gönderilirdi.

Abbasiler döneminde 206 (821) yılında aşura günü asılan kırmızı örtünün ramazan ayına varmadan eskiyip yıpranması üzerine beyaz renkli ipekten üçüncü bir örtünün hazırlanması adet oldu. Bu yıldan itibaren Kabe'nin örtüsü yılda üç defa değiştirilmeye başlandı. Bunlardan kırmızı ipek örtü arefe günü, kabati örtü Recep ayı başında, beyaz ipek örtü de Ramazanın 27. günü asılıyordu. Abbasi Halifesi NasırLidinillah tarafından 579'da (1183-84) gönderilen örtü yeşil renkli olup üzerindeki yazılar kırmızıdır;32 hilafetinin Sonuna doğru ise örtünün rengi siyaha, yazısı sarıya çevrilmiştir. Böylece örtünün rengi artık siyaha dönüşmüş ve bu uygulama zamanımıza kadar devam etmiştir.

Abbasilerden sonra Yemen'de hüküm süren Resûliler birkaç yıl Kâbe örtüsünü göndermişler, daha sonra bu görev Memluk sultanları tarafından üstlenilmiştir. İlk dönemlerde Hz. Ömer'den itibaren olduğu gibi örtünün masrafları beytülmalden karşılanıyordu. Daha sonra Ebü'I-Fida el-Melikü's-Salih İsmail, Kalyubiye kasabasına bağlı üç köyü satın alarak Kâbe örtüsü yapımına vakfetti. Her yıl hazırlanan Kâbe örtüsü devlet erkânı ve halkın katılımıyla düzenlenen görkemli törenlerden sonra, Haremeyn şehirlerinde yaşayan yoksullara dağıtılmak için yollanan para keselerinin ve çeşitli hediyelerin de konulduğu "mahmil" adı verilen bir mahfe veya sandık içerisinde emir-i haccın sorumluluğunda Mekke'ye gönderilirdi.

1517 yılında Hicaz Osmanlı hâkimiyetine girdi ve Yavuz Sultan Selim eskiden olduğu gibi Kâbe örtülerinin Mısır'dan gönderilmesini istedi. Kanuni Sultan Süleyman zamanından itibaren Kâbe’nin dış örtüsü Mısır'da, iç örtüsünün kumaşı da Mısır'da dokunarak İstanbul'da hazırlanmaya başladı. III. Ahmed döneminden itibaren kumaşların tamamının İstanbul’da dokunması adet oldu. İç örtü son olarak 1861'de tahta çıkışı münasebetiyle Sultan Abdülaziz tarafından gönderildi ve 1943'e kadar kullanıldı. I.Dünya Savaşı sırasında Mekke Emiri Şerif Hüseyin, Osmanlı Devleti'ne karşı ayaklanınca her iki örtü de Mısır'dan gönderilmeye başlandı. Suudi Arabistan hükümeti 1962'de Mısır'dan gönderilen örtüyü Cidde'den geri çevirdi ve bu tarihten itibaren Kâbe’nin örtülerini Mekke'de kurduğu özel Kâbe örtüsü fabrikasında hazırlatmaya başladı.

Günümüzdeki Kâbe örtüleri 14 m. uzunluğunda ve 0,95 m. genişliğinde kırk sekiz parçadan meydana gelir; tamamı 638,4 m2’dir. Yukarı kısımdaki Kâbe’nin dört tarafını çevreleyen ve birbirine eklenmiş on altı parçadan oluşan yazı kuşağına hizam denilir; uzunluğu 45 m. genişliği 0,95 metredir. Bu kuşağın altında, yine on altı parçadan meydana gelmiş, ancak birbirine eklenmeden aralarına, içlerinde ayet ve esma-i hüsna yazılı daireler konmuş ikinci bir kuşak vardır. Örtünün kendisi de kitabeli olarak dokunmuştur. Birbiri içine giren üçgenler arasında lafza-i celal, kelime-i tevhid ve "Sübhanallahi ve bihamdihi sübhanallahi’l-azim" ibaresi yazılıdır. Örtünün üzerindeki yazılarda altın ve gümüş teller kullanılmıştır. Abbasiler döneminden itibaren devam eden bu yazı geleneğinde, örtünün hangi halife veya sultan tarafından nerede ve ne zaman yaptığına dair kayıtlar da bulunmaktadır.

♦ Kâbe Hizmetleri

Kâbe hizmetleri Hz. İbrahim ve İsmail’i Kabe'yi yapması ile birlikte başlar.33 Bundan sonra Mekke'ye hâkim olan kabileler Mekke idaresi ve Kâbe hizmetlerini üstlendiler. V. yüzyılın ikinci yarısında Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam'ın baba tarafından dördüncü dedesi olan Kusay, Mekke'nin idaresini ve Kâbe hizmetlerini üzerine aldı Böylece Mekke idaresi ve Kâbe hizmetleri Kureyş'e geçti. Kusay ömrünün sonlarına doğru hicabe, Darünnedve ve livayı büyük oğlu Abdüddar’a; hacılara su dağıtma işi olan sikaye, hacılara yemek verme vazifesi olan rifade ve kumandanlık görevi olan kıyadeyi diğer oğlu Abdümenaf'a verdi. Daha sonra bu görevler bunların soyundan gelenler tarafından üstlenildi.

Mescidleri kimlerin imar edeceğini, sikaye ve imarenin Allah'a ve ahiret gününe iman ve Allah yolunda cihadla bir olmadığını vurgulayan ayetler.34 ve bunların nüzul sebepleriyle ilgili rivayetler, gerek Cahiliye ve gerekse İslamiyet’in ilk döneminde bu görevleri yürütmenin iftihar vesilesi olduğunu ve birçok amelden üstün görüldüğünü ortaya koymaktadır.35 ResûI-i Ekrem aleyhisselatu vesselam, Cahiliye devrinde övünme vesilesi olan Mescid-i Haram'la ilgili görevlere sidane ve sikaye dışında son vermiştir.36

Cahiliye döneminde Kâbe’ye hizmet konusunda insanlar birbirleriyle yarıştığından, Mekke'yi yönetenler, Kâbe hizmetine daha çok kimseyi ortak etmek amacıyla siyaseten aralarında küçük farklar bulunan imare, hicabe, sidane gibi görevler ihdas etmişlerdir. Kâbe’yi ve Mescid-i Haram'ı bayındır hale getirme, orada huzuru sağlama görev ve yetkisi olan imare görevi, İslam öncesinde Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam'ın amcası Abbas b. Abdülmuttalib'in uhdesinde bulunuyordu. Mekke'nin fethinden sonra bu görevin hicabe görevlisinin hizmet alanına girdiği anlaşılmaktadır. Mekke'nin fethi sırasında Kâbe’nin hicabe vazifesi Osman b. Talha'da idi Hicabe, Kâbe’nin bakımı, kapı ve anahtarlarının muhafazası ve kapısının belli zamanlarda ziyaretçilere açılması olmak üzere Makam-ı İbrahim'in, hediye edilen kıymetli eşya ile iç ve dış örtülerin korunması ve bakımı gibi önemli hizmetleri ifade eder. Hicabe kaynaklarda "Kâbe’ye hizmet etmek" anlamındaki sidane ile birlikte de kullanılmış. Sidanenin Kâbe ile ilgili bütün hizmetleri, hicabenin ise yalnız kapısıyla ilgili hizmetlere karşılık olarak kullanıldığı da ileri sürülmüştür

Hz. Ömer Kâbe ile ilgili işler için bütçeden tahsisat ayırmaya başladı. Emeviler döneminde Kâbe hizmetleri düzenli hale getirilerek özel görevliler tayin edildi. Daha sonraki devirlerde ve Osmanlılar döneminde bu hizmetlere hadım ağalar memur edildi. Osmanlılar Kâbe hizmetleri için Eyyubiler ve Memlükler tarafından oluşturulan vakıfları koruyarak bunlara yenilerini eklediler. Kâbe hizmetleri için yıllık olarak gönderilen tahsisat dışında, Kâbe ve çevresinin genel bakım ve onarımı için her on beş yılda özel tahsisat koymayı adet edindiler.

Kâbe’ye koku sürmek ve tütsülemek işi de İslam’dan önce başlayıp zamanımıza kadar sürdürülen hizmetlerdendir. Hicaz'ın Osmanlı hâkimiyetine girmesinin ardından her yıl bu hizmet için Haremeyn tahsisatından pay ayrılmıştır.

Mekke'nin fetih günü Kâbe putlardan temizlendikten sonra, içten ve dıştan zemzemle yıkanarak putperestliğin bütün izlerinden arındırıldı ve bundan sonra yılda bir veya iki defa yıkanması adet haline geldi. Hicaz'ın Suudiler’in idaresine geçmesinin ardından zilhiccenin başı ile Şaban’ın ilk pazartesi günü olmak üzere bu adet sürdürüldü. Günümüzde Kâbe’nin yıkanma merasimine kral veya onu temsilen Mekke emiriyle bazı yüksek görevliler katılır. Zemzemcilerin getirdiği zemzem Kâbe hizmetçileri tarafından içeriye alınır ve gül suyu ile karıştırılır. Emir başta olmak üzere peştamal tutunan davetliler hep birlikte Kâbe’nin taban mermerlerini yıkar ve kurularlar. Ardından duvarların el yetişecek kadar olan kısmı gül suyu ile silinir, çeşitli parfüm ve gülyağı ile duvarlar iyice yağlanır, ayrıca buhurdanlar yakılır.

♦ Surre

Surre (para kesesi) terim olarak, hac münasebetiyle Mekke ve Medine'ye gönderilen hediyeleri ifade eder. Haremeyn'e ilk defa surre Abbasi halifelerinden Muktedir-Billâh zamanında gönderilmiştir. Fatımiler ve Memlükler bu uygulamayı sürdürmek suretiyle Mısır'dan "Mahmil" adı verilen mahfe veya sandık içinde para yardımını Haremeyn'e göndermeyi gelenek haline getirdiler Osmanlılar Haremeyn'e hâkim olmadan önce Yıldırım Bayezid zamanından itibaren surre göndermeye başlamışlardır. Yavuz Sultan Selim Mısır'ı ele geçirip Hadimü'I-Haremeyn unvanını alınca surrenin her yıl düzenli olarak gönderilmesini emretmiştir. Bunun dışında İstanbul ve Mısır'dan Mekke'deki yerli halka her yıl düzenli olarak gönderilen cevali, ceraye, Cidde gümrük gelirlerinin bir kısmı ve doğrudan merkezi idare ile vakıflardan gönderilen tahsisatlar gibi çeşitli şekillerde para ve mal aktarılırdı. Mekke'deki önemli mekânların bakım ve onarımı için hususi tahsisatlar ayrılırdı.

Dipnotlar

1. Buhari, "Bed'ü'l-halk", 6; Müslim, "İman", 259, 264; Müsned, III. 149, 153; IV. 207-210
2. Müsned, II. 11, 89; San'ani, V. 29
3. AI-i İmran, 3/96
4. Hac, 22/26-29
5. Buhari, "Salat", 81; "Hac", 51-52; Müslim, "Hac", 388-389
6. Taberani, Xi. 142, 160-161
7. Buhari, "Hac", 54; "Megazi", 48; Nesai, "Hac", 130, 133
8. Taberani, VIII. 169, 171; Beyhaki, III. 360
9. Heysemi, III. 292
10. A’raf, 7/172
11. Ezraki, I, 324; Süheyli, II, 273
12. İbn Mace, "Menasik", 32
13. Heysemi, III. 242; Müttaki el-Hindi, XII. 215, 217
14. İbn Mace, "Menasik", 27
15. Tirmizi, "Hac", 113; İbn Mace, "Menasik", 27
16. Buhari "Hac", 57,60; Müslim, "Hac", 249-250
17. Tirmizi, "Hac", 49
18. AI-i İmran, 3/97
19. Buhari, "Salât, 32
20. Bakara, 2/1251
21. Buhari. "Salât", 30
22. Ezraki, I. 318; II. 53
23. Ezraki, I. 318
24. Ezraki. I. 318; Muhibbüddin et-Taberi, s. 310
25. Beyhaki. Es-Sünen, V. 164; Muhibbüddin et-Taberi, s. 315
26. Ebu Davud, “Menasik”, 54; Fakihi, I, 162
27. Ebu Davud, “Menasik”, 55
28. Fakihi, V, 2351
29. Ezraki, I, 248; Muhibbüddin et-Taberi, s. 316
30. İbn Mace, "Menasik", 32; Fakihi, I, 138; İbn Kudame, V, 229; İbnü'l-Hümam, II, 456
31. Tirmizi, "Hac", 48; Nesai, "Hac", 128
32. İbn Fehd, II, 551; III, 14
33. Bakara, 2/125; Hac, 22/26
34. Tevbe, 9/19
35. Müslim, "imare", 111; Taberi, X, 122-125
36. Müsned, II, 36, 103, III, 410; Ebu Davud, "Diyat", 17, 24




Bu yazı 12252 kez okunmuştur.

Paylaş

2018 genchacilar.org

Soru-Cevap
Ziyaret Öncesi Pratik Bilgiler
Takyettin Karakaya
Ziyaret Mekânları
Hac Terimleri Sözlüğü
Görsel Galeri
Hac TV
Umre Programları

Twitter
Facebook